Malatya Tarihi
Malatya çevresinin çok eskiden beri bir yerleşme alanı
olduğu bilinir. Malatya ovasında eski yerleşmeleri belirten birtakım yığma
tepelere (höyük) ve megalitik kalıntılara rastlanır. Başlıca yerleşmeler, ovada
tabii su deposu olan güneydeki dağların eteğinden uzaklaşmadı ve şehir birkaç
defa yer değiştirdiği halde, bütün tarih devirleri boyunca, adını hemen hemen
değiştirmedi. Şehrin ilk kuruluş yeri bugünkü Malatya’nın 4km. kuzeydoğusundaki
Orduzu (Bahçebaşı) kasabası toprakları içinde yer alan Aslantepe höyüğüdür.
Son yıllarda İtalyan arkeologları tarafından bu bölgede sistemli araştırmalar
yapıldı ve şehrin eski tarihini aydınlatan önemli belgeler ele geçti. Aslantepe’de
yapılan kazılarda, Neolitik çağda yerleşilmiş olan bu höyüğün üst kısımlarında
M.Ö. XIII. yy.da yapılan bir Hitit sarayı ile daha sonra Asurlu bir valiye ait
sarayın kalıntıları ortaya çıktı. Arkeolog L. Delaporte, burdaki Hitit şehrinin
adını Maldiya şeklinde tespit etti.; bu ad Asur veya Urartu belgelerinde
Milidya, Melid, Melidi ve Meliddu biçimlerinde geçer. Yüzyıllarca
sonra bu eski yerleşmenin yerini alacak Roma şehrine de Melita (veya Melitine)
adı verildi; bu adı da müslüman devrinin Malatya’sı izledi. Adın anlamı
bilinmemekle birlikte, Hitit kuruluşları arasında Malazia ve Malita gibi
adlara rastlanır, Aslantepe’de kurulan Hitit şehrinin çok daha eski bir
neolitik yerleşmenin yerini aldığı anlaşılmaktadır. Aslantepe adının da, burada
ele geçen ve 1895’te yayımlanan bir aslan avı sahnesini gösteren kabartma
resimle ilgili olduğu sanılır. M.Ö.XII. yy. başına kadar Büyük Hitit devleti
toprakları içinde bulunan şehir, bu devletin M.Ö. 1190’a doğru ortadan
kalkmasıyla, küçük bir devlete başkent oldu; M.Ö. 1114’e doğru Asur hükümdarı
Tiglatpleser I tarafından vergiye bağlandı. M.Ö. 1115-675 yılları arasında
geçen 440 yıl içinde Malatya’da 23 hükümdar adı tespit edildi. “Dana ayağı
şehri” diye de tanımlanan Malatya, bir süre Kargamış krallığına bağlı kaldı,
sonra tekrar Asurlulara vergi verdi; bundan sonra M.Ö. 800 yıllarına doğru
Urartu (Haldi) devleti, M.Ö. 722’ye doğru Asur hükümdarı Sargon II’nin eline
geçerek halkı başka yere sürüldü ve onların yerine Basra körfezi taraflarından
esir alınan halk yerleştirildi; ayrıca burada bir Asur sarayı yaptırıldı. VII.
yy.da, Asur devleti yıkıldığı sırada, halkının ova içinde başka yerleşme
noktalarına dağıldığı anlaşılır. Bununla birlikte M.S. I. yy.a doğru burada
kurulan Roma askeri kamp şehrine hemen aynı adı verilmiş olması, eski şehrin
adının unutulmadığını gösterir. Roma şehrine, yörenin adı olan Melitene ismi
verildi. Romalılar, şehirlerini Hitit şehrinin 4 km. kuzeyinde, ondan 100m.
kadar alçakta ova içinde kurararak surlarla çevirdiler. Bu şehir bugün Eski
Malatya (Battalgazi) adıyla tanınan, ilçe merkezi, küçük bir kasaba
durumundadır. İmparator Titus devrinde (I. yy.), bir Roma lejyonuna kamp olan Melitine,
Trajanus (98-117) döneminde büyüdü, şehir haline geldi; Diocletianus (284-305)
zamanında önemi arttı; İmparator Constantinus tarafından yaptırılan surlar
532’de Bizans imparatoru Justinianus tarafından bitirildi ve kale-şehir,
imparatorluğun doğu sınırları yakınında büyük önem kazandı. Malatya, Sasani
imparatorluğunun saldırılarına uğradı, VII. yy.da, İslam orduları Malatya
çevresinde göründü. Nitekim İslam kumandanı İyaz bin Ganim, Şimşat’ta (Şamşat)
bulunduğu sırada Habib ibni Mesleme’yi göndererek Malatya’yı ele geçirdi; fakat
Bizanslılar şehri geri aldılar. Muaviye, Suriye ve Elcezire valisi olunca,
Habib, ani bir saldırıyla Malatya’yı alarak (657-658), şehre bir süvari bölüğü
bıraktı ve bir vali tayin etti; öte yandan Muaviye, Anadolu seferi sırasında
Malatya’ya gelerek buradaki muhafız sayısını arttırdı. Bu suretle Malatya,
Anadolu’ya karşı yapılan yaz seferlerinin genel karargahlarından biri durumuna
geldi. Bununla birlikte halife Abdülmelik ve Abdullah bin Zübeyr zamanında iç
karışıklıklar çıkınca, halk şehri bıraktı; bundan yararlanan Rumlar burayı ele
geçirerek tahrip ettiler. Daha sonra Malatya’ya Ermeniler ve aramca konuşan
köylüler (Nabatiler) yerleştiler (712). Bu suretle şehrin nüfusu arttı ve
müslümanlarla ilgisi kuvvetlendi. Nitekim Halife Ömer, İbni Ali, daha önce
şehri terketmiş olan Turanda (Darende) halkını Malatya’ya yerleştirdi ve Beni
Amir kabilesinden Cenana bin el Haris’i buraya vali tayin etti. 740-741 yılında
Bizans generali Aşkivaş kumandasındaki bir ordu ile Malatya üstüne yürüyerek,
şehri ve yakınlarını yağmaladı. Malatya halkı şehrin kapılarını kapatarak
El-Rusafe’de bulunan Halife Hişam’a bir haberci yolladı. Kısa bir süre sonra
Bizanslılar çekildiler. Hişam, bir süvari birliği gönderdi, kendisi de
Bizanslıların üstüne yürüdü ve tahrip edilen şehir onarılıncaya kadar M alatya
önünde karargah kurdu. 750-751’de İmparator Konstantinos VI, Kopronymos, Ebu
Müslim Horasani’nin Emevileri şiddetle takip ettiği bir sırada, fırsattan
faydalanarak, Kemah gibi Malatya üstüne de yürüdü. Halkın Elcezire’den yardım
istemesi bir yarar sağlamadı. Durumu öğrenen imparator, şehrin boşaltılmasını
istedi. Halk sonunda çaresiz kalarak boyun eğdi ve taşıyabildiği yükü yanında
götürerek Elcezire’ye çekildi. Bunun üstüne imparator şehri yıktı. 756’da
Abbasi halifesi Mansur devrinde Salih bin Ali bin Abdullah, Konstantinos’un
kumanda ettiği 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu yenerek Malatya’yı geri
aldı. Bunu izleyen aylarda Halife, yeğeni imam Abdül Vahhab bin İbrahim’i
Elcezire ve hudut valisi tayin etti. İmam 758’de yanında Hasan bin Kahtaba ve
70.000 asker olduğu halde buraya geldi; harap şehrin önünde karargah kurarak,
getirdiği işçi ve duvarcılara Malatya’yı yeniden kurdurdu; bir cami ile
askerleri için büyük kışlalar yaptırdı. 6 ay sonra şehrin yeniden kurulması
tamamlandı. Mansur, Malatya’ya 4.000 asker yerleştirerek bunlara yüksek ücret ve
geniş tımarlar verdi. 759’da, Muhammed bin İbrahim, şehri Bizanslılardan
korumak üzere, bir orduyla Malatya’ya geldi ve şehrin güvenliğini sağladı, göç
edenler geriye döndüler. Girişilen bir Bizans saldırısı Halife Harun-ür-Reşid
tarafından püskürtüldü. Memun zamanında, oğlu Elcezire valisi Abbas, Malatya’yı
üs olarak kullanarak Bizanslılara karşı harekete geçti. 837 yazında Bizans
imparatoru Theophilos Ermenilere karşı açtığı seferde Malatya’yı yağma ve
tahrip ettirdi; dönüşte halkını esir olarak götürdü. Ertesi sene El-Mutasım
zamanında Malatya halkı, Afşin, emir Ömer bin Abdullah el-Akta ve 10.000 Türkün
yardımıyla birlikte hareket ederek imparator Theophilos’un kuvvetlerini Dazimon
kalesi yakınında yendi. Fakat Bizanslılar 841’de Malatya havalisini aldılarsa
da kalesini elde edemediler.
Nitekim IX. yy.ın
ortalarına doğru Malatya’nın batı ve kuzeyindeki büyük kısmına yerleşen
Hıristiyanlıkta ayrı bir mezhebe bağlı Pavlikiyanlar, Bizansa karşı isyan
ettikleri zaman, Malatya emiri Ömer el-Akta onları korudu ve bunların
reislerine, bu bölge Argavan, Divriği ve Amara gibi yeni kaleler kurdurdu. Bunu
izleyen yıllarda yapılan mücadeleler sonunda Ömer el-Akta bütün ordusuyla Merc
el-Uskuf’ta (Uskuf çayırı) Bizanslılar tarafından öldürüldü. Bunun üstüne
imparator Basileios I, Tephrike ve Turanda (Darende) üstüne yürüdü; Zibatra ve
Sumeysat’ı yol ederek bugünkü Çirmikli suyunda karargah kurdu; fakat Malatya’yı
ele geçiremedi; kuşatma sırasında ordusu büyük kayıplara uğradı. 916-917’de
Malatya emiri Munis, buradan hareket ederek, Kappadokia’ya (Kayseri, Sivas)
doğru bir akın yaptı. 926-927’de Bizanslılar karşı harekete geçtiler. Ermeni
aslından Domestikos Joannes Kurkuas kumandasındaki kuvvetlerle Malatya
topraklarına girerek, şehrin surlarına yaklaştılar; geçtikleri yerleri yakıp
yıkarak Şimşat’a (Şamşat) kadar ilerlediler. Şehrin emiri, oğlu Ebu Hafs’ı ve
kumandan Ebul Eşas’ı Kurkuas’a göndererek, imparatora bağlılığını bildirdi.
Kurkuas, Malatya ve Sumaysat havalisini Ermeni reisi Meleh’e verdi; fakat
Meleh, Musul Hemedanı emiri Nasırüddevle’nin amcası Saidüddevle tarafından
buradan atıldı. Öte yandan 934’te Ebu Hafs ile Ebul Eşas’ın ölümlerinden sonra
Kurkuas ve Meleh, çift sur ve su dolu hendekle korunan Malatya önünde
göründüler. Açlıktan korkan şehir halkı Malatya’nın teslimi için bunlarla
görüşürken, Rumlar, hileyle kuzey kapısından şehre girdiler ve burayı 19 mayıs
934’te işgal ettiler, halk şehri terk etti; surlar yıkıldı ve böylece şehir her
türlü saldırıya açık bir duruma geldi. Daha sonraki yıllarda Hemedan emiri
Seyfüddevle birkaç kere Malatya topraklarını istila etti. 932’de yapılan yeni
Hemedan akınlarıyla bölge tahrip edildi.
İmparator Nikephoros
Phokas, Suriye ve Yukarı Elcezire’yi alınca, harap ve savunmasız kalan şehri
yeniden iskan etmek istedi. Ancak, Bizanslılar, arap akınlarından çekindikleri
için buna razı olmadılar. Bunun üstüne, imparator Suriye’den hıristiyan
mezhebinden olan Yakubileri getirmeye karar verdi ve patrik Mar Yohannan
Sarigta’ya Malatya ve çevresine yerleşecek Yakubilerin rahatsız
edilmeyeceklerini bildirdi. Bunun üstüne şehirde nüfus arttı (969); zamanla
sayısı çoğalan manastırlar kuruldu; 1100’e doğru Malatya ve çevresinde 53
kilise ve 60.000 hıristiyan olduğu bilinmektedir. Fakat imparator Nikephoros
Phokas sözünde durmadı. Bu durum Yakubileri yavaş yavaş Araplara yaklaştırdı.
İmparator Joannes Tzimiskes, Nisaybin’e yaptığı seferde Malatya yakınından
Fırat ırmağına geçti (927). Bu sırada isyan eden Bardas Skleros, Malatya’yı ele
geçirdi; şehri imparator adına yöneten Strategos’u esir aldı ve kendisini
basileus ilan etti. Daha sonra Bardas Skleros, 7 yıl Dicle üzerindeki adalardan
birinde esir olarak kaldıysa da sonunda kaçtı ve Bedevilerin yardımıyla,
Malatya’ya geldi. 987’de şehrin valisini esir aldı ve yeniden kendisini basileus
ilan etti. Fakat geçerken Skleros, geleceğin imparatoru Bardas Phokas, 14 eylül
987’de Malatya’dan 1008’de Hamdanilerden Ebul Heyca, Mirdasilerden Mansur
Lulu’nun önünden kaçarak Malatya’ya sığındı ve imparator tarafından buraya vali
tayin edildi.
Malatya, Bizans
hakimiyetindeyken şehir Türk akınlarına maruz kaldı. Türkler ilk defa 1058’de
şehir civarında göründüler; halk bunlardan kaçarak, yakındaki dağlara sığındı,
3.000 kişiden kurulu Türk kuvvetleri, emir Ebu Dinar kumandasında 10 gün
süreyle şehir ve civarını yağmaladı. Fakat dönüşleri sırasında Sasun bölgesi
halkı tarafından pusuya düşürülerek yok edildi. Türkler, imparator İsaak I
(1057-1059) zamanında yeniden Malatya’ya girdiler ve halkını esir ederek
götürdüler. Bunun üstüne İsaak’ın yerine geçen Konstantinos Dukas X, 1060’ta
(veya 1061) Malatya’nın iki sur ve hendeğini yeniden yaptırdı ve İstanbul’da
oturan Malatya ileri gelenlerinden bir kısmını doğdukları şehre dönmelerini
sağladı. Çok kısa bir zamanda şehir yeniden onarıldı. Ancak sürekli saldırılar
yapan Türkler, burada büyük bir direnme görmediler; Malatya etrafında karargah
kuran ordular, başıbozuk kuvvetlerle Türkler üzerine yürümek için, Fırat’ı
geçmekten çekindiler. Bununla beraber Türkler, şehri kuşatmadılar ve Kayseri’ye
yürüyerek burayı aldılar. Romados Diogenes IV, 1068’de Selçuklulara karşı
harekete geçince, sınırları, Türk kumandanı Afşin’in akınlarından korumak üzere
Malatya’ya bir kumandan gönderdi; aynı yıl, Flafatos kuvvetleriyle Suriye
sınırında kendisine geçici bir devlet kurdu ve Malatya’ya Hetomoğlu Thoros’u
vali olarak tayin etti. Thoros’dan sonra ermeni Hareb, Balatianos (Valentianus)
ve rum Gabriel, Bizanslıların Türklere uzun süre dayanamayacaklarını anlayınca,
Malatya üstündeki hakimiyetini önce halifeye onaylattı, sonra türlü hilelere
başvurarak, Türk kuvvetlerini Malatya’dan uzaklaştırdı ve daha sonra bu
kuvvetler Malatya’yı kuşatınca, Sivas’a hakim olan Danişmendoğlu Gümüştigin’e
başvurdu; onun yardımıyla Türklerle barıştı. Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç
Arslan I, Malatya’yı ilk defa 1100’de kuşattı; fakat kızı Morfia’yı Urfa kontu
Baudouin ile evlendiren Gabriel’in, Frankları yardıma çağırması üstüne geri
çekildi. Daha sonra Gümüştigin şehrin çevresini yağmaladı. Bunun üstüne Antakya
hükümdarı Mohemond, yeğeni Riccordo ve bir süvari kuvvetiyle harekete geçti,
fakat Maraş yakınında tuzağa düşürülerek esir alındı ve Niksar’a (veya Sivas)
gönderildi (1100). Fakat Urfa hakimi Baudouin’i yardımına çağırdı. Baudouin
Malatya’yı kuşatmadan kurtardı ve üç gün süre ile Gümüştigin’i izledi. Urfa’ya
dönerken uğradığı Malatya’yı Gabriel kendisine teslim etti, o da, şehri korumak
için, buraya 50 süvari bıraktı. Bununla beraber Gümüştigin aynı senenin
sonbaharında halkın isteğine uyarak yine Malatya önlerine geldi; halkın
Gabriel’i teslim etmesi üstüne Malatya’ya girdi (18 eylül 1101). Böylece
Malatya’da Danişmendli hakimiyeti başladı. İmparator Aleksis Kommenos’un isteği
üzerine Gümüştigin, Malatya’ya getirdiği Bohemond’u 100.000 dinar karşılığında
serbest bıraktı (1103). Gümüştigin, Malatya’yı aldıktan 2 yıl sonra öldü
(1103-1104). Yerine oğlu Yağıbasan geçti. Bunun zamanında Anadolu Selçuklu
Sultanı Kılıç Arslan, 28 haziranda kuşattığı Malatya’ya hakim oldu (2 eylül
1106). Fakat bir yıl sonra Tutuş’a mağlup olarak Habur nehrinde ölünce, en
küçük oğlu Tuğrul Arslan, Malatya’da onun yerini aldı. Kılıç Arslan’ın öteki
oğulları arasındaki mücadeleler sırasında Mesud, Malatya’ya kaçtı. Bu sırada
Bohemond, Ceyhan ırmağının yukarısındaki Elbistan ve Malatya çevresini ele
geçirdi. Fakat 1111’de Malatya sultanının atabeki Belek, Ceyhan üzerindeki
araziyi ondan geri aldı. Kılıç Arslan’ın dul eşi Belek ile evlenmek üzere,
1113’te Malatya’dan ayrıldı, fakat Büyük Selçuklu Sultanının oğlu tarafından
yakalandı. 15 mart 1118’de Kemah ve Erzincan emiri Mengücek Gazi, Malatya
çevresini yağmaladı. Bunun üstüne genç hükümdarın annesi Urfa’daki Joscelin’den
yardım istedi. Ertesi yıl Tuğrul Arslan, Danişmendli Gazi ve Bizanslıları yenen
Belek’in yardımlarıyla Ceyhan üzerindeki toprakları ve Elbistan’ı aldı. Belek,
Manbic önünde ölünce de Gerger’i eline geçirdi. Bir süre sonra Danişmend Gazi,
damadı Selçuklu Sultanı Mesud ile birlikte Malatya üstüne yürüyerek şehri
kuşattı (1124); halkın yardımıyla Malatya’ya girdi. Bu hükümdar devrinde
Malatya barış içinde yaşadı. 1135’te yerine oğlu Melik Muhammed geçti; fakat
kısa bir süre sonra Bizans imparatorunun yaklaştığını haber alarak, şehri
bıraktı. Joannis Kommenos II, Suriye’ye kadar ilerlediği sırada, Selçuklu
Sultanı Mesud, Kilikya’ya saldırarak esir aldığı Adana halkını Malatya’ya
gönderdi. 1139’da Melik Muhammed de Kilikya seferine çıktı. Ölümünden sonra
Zünnun onun yerine geçti. Bunun üstüne kardeşi Aynüddevle, Malatya’yı kuşattı;
şehirdeki Türk muhafızlar; Bureydiye kapısını açarak Malatya’yı ona teslim
ettiler. Bundan sonra Selçuklu Sultanı Mesud, Aynüddevle’nin kendisine
bağlanmaması üstüne Malatya’yı iki kere kuşattı fakat alamadı (1143-1144).
Aynüddevle ölünce (12 haziran 1152) yerine oğlu Zulkarneyn geçti. Ancak çok
küçük yaşta olduğundan önceleri annesi onun yerine saltanat sürdü; bir süre
sonra genç hükümdarı öldürmek istediği için, şehirden çıkarıldı. Bunu bahane
eden Mesud, yeniden şehri ele geçirmek istedi (24 temmuz 1152); başaramadı.
1162’de Zulkarneyn’in yerine küçük yaştaki oğlu Nasırüddin Muhammed geçti.
Eğlenceye düşkünlüğü sebebiyle halkın gözünden düştüğü için Malatya’yı bırakmak
zorunda kaldı (1170). Kardeşi Ebulkasım onun yerini aldı. 1172’de ölünce yerine
küçük kardeşi Feridun geçti. Durumu haber alan Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan
II, Malatya üstüne yürüdü; önce şehri alamadı fakat Feridun, kardeşi Muhammed
tarafından öldürülünce dört ay süren bir kuşatma sonunda şehre girdi (1178).
Şehrin iki surunu onarttı (1181). 1185’te devlete bağlı olmayan Türkmenler
Malatya topraklarına saldırdılar. Bir süre sonra Kılıç Arslan ülkeyi oğulları
arasında bölerken Malatya’yı oğlu Muizzüddin Kayserşah’a verdiyse de sonradan
diğer oğlu Kutbüddin Melikşah’a bırakmak zorunda kaldı. Salahaddin Eyyubi’den
destek gören Muizzüddin Malatya hakimi oldu. 1200’de kardeşi Tokat hakimi
Rukneddin Süleyman, Malatya’yı Muizzüddin’in elinden aldı. Bundan sonra Malatya
Selçuklu Sultanlarının elinde kaldı. Alaeddin Keykubat I zamanında (1231)
Moğollar, Malatya yakınındaki Fırat ırmağına kadar ilerlediler. Alaeddin,
Malatya’dan 100.000 kişilik bir ordu toplayarak, Hisn Ziyad’ı aldı. Gıyaseddin
Keyhüsrev II zamanında Selçuklulardan ayrılan Harizmliler Malatya’ya
saldırdıkları gibi, 1241’de Baba İshak’ı Horasani’nin başında bulunduğu
Türkmenler şehri yağmalamak istediler (1241). Gıyaseddin Keyhüsrev II’nin
Kösedağ savaşında Moğollara yenilmesi (1243), Malatya’nın zararına oldu. Şehrin
subaşısı Reşidüddin, Selçuklu hazinelerini yağmaladı, şehrin ilerigelenleri
Haleb’e çekildiler. Moğollar şehri sardılar.
Selçuklu Devletinin
Hulagu tarafından kardeşler arasında bölünmesi üstüne, önce İzzeddin Keykavus
II, Malatya’da hüküm sürdü; sonra yerine Rükneddin Kılıç Arslan IV geçti.
İzzeddin asker toplamaları için Malatya bölgesine adamlar gönderdi (1257);
fakat şehirliler adamlarını Moğolların korkusundan kabul etmediler. Abaka
zamanında (1265-1282) yapılan yeni bir bölünme sonunda Malatya, Gıyaseddin
Mesud II’nin hissesine düştü. Cimri olayı (1277) sırasında Malatya bölgesinde
bulunan Germiyan Türkmenleri Kütahya bölgesine geldiler. Memluklar Malatya’yı
almak üzere birçok teşebbüste bulundular. 1316’da Melikünnasır Muhammed
zamanında Malatya önüne gelen bir Memluk ordusu şehri alarak tahrip etti.
Bundan sonra Malatya Memlukların bir uç kalesi oldu. Ancak Dulkadıroğulları
Elbistan dolaylarında kuvvet kazanınca Memluklu hakimiyeti etkisini kaybetti.
Osmanlılar, Yıldırım Beyazıd zamanında etki alanlarını Doğu’ya kaydırdıkları
sırada Malatya, Akkoyunlular, Memluklar ve Osmanlılar arasında birçok savaşa
yolaçtı. Sivas ve Kayseri hakimi kadı Burhaneddin Ahmed, Amasya beyi Şadgeldi
Ahmed Bey ve onun yardımına gelen Yıldırım Beyazıd yüzünden Malatya’ya kaçtı,
fakat Divriği yakınlarındaki Karayel’de Akkoyunlu hükümdarı Karayölük Osman Bey
tarafından öldürülünce (1398) Yıldırım Beyazıd, kadı Burhaneddin’in topraklarına
sahip çıktığı gibi Malatya üstünde de hak ileri sürdü. Malatya’yı korumak
isteyen Dulkadıroğlu Suli Bey, kızı Emine hatunu, Yıldırım Beyazıd’ın oğlu
Şeyhzade Süleyman ile nişanlayarak Osmanlılar tarafına geçti. Memluk sultanı
Berkuk, bu olay üstüne Suli Bey’i öldürterek Malatya’yı Sadaka Bey’e verdi.
Suli Bey’in yeğeni Nasırüddin Mehmed Bey, Yıldırım Beyazıd’a başvurarak
kendisine yardım edilirse Osmanlılara bağlanacağını bildirdi. Bunun üstüne
Yıldırım Beyazıd, Berkuk’un ölümünden ve yerine Ferec’in geçmesinden
yararlanarak Dulkadırlılar üstüne yürüdü ve Memluklu emiri Çakmak’tan
Malatya’yı aldı (1399). Ancak Osmanlıların şehirdeki hakimiyeti bir yıl kadar
sürdü. Timur Malatya’yı Osmanlılardan aldı (1401). Yıldırım Beyazıd’a haber
göndererek Osmanlılara sığınan Sultan Ahmed Celayir ile Karayusuf’a karşı
şehrin geri verilebileceğini bildirdi. Yıldırım Beyazıd bu isteği kabul etmedi;
fakat Ankara’da yenildi (1402). Dulkadırlılar, Timur’un Anadolu’dan gitmesinden
sonra, Memluklar döneminde Malatya’ya hakim oldular. Ancak, Memluklar bu şehre
ayrı bir önem verdiklerinden vali göndermekten de geri kalmadılar. Bu yüzden
Dulkadırlılarla araları açıldı. Nitekim Beyazıd II devrinde Çukurova’da yapılan
Osmanlı-Memluk savaşları sırasında (1485-1491), Dulkadıroğlu Alaüddevle
Bozkurt, Osmanlılarla işbirliği yaparak Malatya’ya hücum etti, başarı
sağlayamayarak Memluklularla anlaşmak zorunda kaldı (1485). Bu yüzden Memluklar
Malatya’ya en seçkin emirlerini vali olarak gönderdiler. Nitekim son Memluklu
Sultanı Kansu Gavri, Malatya’da valilik yapmış, Osmanlı lehçesinde şiirler
yazmıştır. Yavuz Sultan Selim, Memluk seferine çıkarken Malatya’yı aldı (1516).
Temmuz sonunda Malatya önlerine gelen Türk ordusu, Hadım Sinan Paşa ile
birleşerek Malatya’ya girdi. Yavuz Selim Dulkadıroğlu topraklarını Şahsuvaroğlu
Ali Bey’e verdi. Mısır’ın alınmasından sonra (1517) Malatya kesin olarak
Osmanlı sınırlarına katıldı ve bir uç şehri olmaktan çıktı. Şehsuvar Bey’in bir
iftira yüzünden Kanuni devrinde Ferhad Paşa tarafından öldürülmesiyle
Malatya’da Dulkadır soyu son buldu (1522). XVII’nci yüzyılda Celali isyanları
başladığı zaman Malatya, asilerin soygunlarına uğradı. Celalilerden Bölükbaşı
Kara Ahmed, Malatya’ya çok zarar verdi. Kocasinan Paşa, Kara Ahmed’i devlet
hizmetine aldı. Malatya, İran seferleri sırasında orduya erzak sağladı.
XVIII’nci yüzyılda Malatya’da imar çalışmaları başladı. Bazı cami ve mescidler
yapıldı veya onarıldı. XIX’ncu yy.da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim
Paşa’ya yenilen ve esir olan Mehmet Reşid Paşa, serbest bırakılarak sadaretten
azledildikten sonra Diyarbakır-Sivas-Harput valiliklerine gönderildi. Paşa bu
arada Malatya’yı onarmak için 1833’te 40 tabur askerle şehre geldi. Arguvan
bölgesindeki Dirican, Nermigan, Arapgir’deki Atmalı, Şötikak ve Akçadağ’daki
Kürne, Kürecik, Gözene aşiretleriyle Adıyaman, Besni civarındaki aşiretler
arasında güvenliği sağladı. Bu başarı, İzolu çevresindeki aşiret reislerini
telaşa düşürdü. Fırat’ı geçecek olan Osmanlı askerlerinin kayıklarını batırarak
bunların kendi üstlerine gelmesini önlemek istediler. Bu olaya kızan Mehmed
Reşid Paşa, olayı yaratanları astırdı. Mısır meselesi üstünde 1839’da Mahmud
II’nin emriyle Hafız Mehmed Paşa, karargahını Elazığ’da kurarak Kavalalı ile
çarpışmaya hazırlandı. Orduyu Malatya’ya getirdi. Askerlerin içinde Alman
kurmayları da vardı. General Moltke, o sırada yüzbaşı rütbesiyle Malatya’da
bulunuyordu. Hafız Mehmed Paşa, askerini Orduzu’ya 4 km. uzaklıktaki Eski
Malatya’nın içine yerleştirdi. Han, ev ve köşkleri işgal etti. Halk, Bağlar
bölgesinden (Aspuzu) şehre inemedi. Bağ evlerinde kışı geçirdi. Aspuzu’da
yerleşen halk, burada bir şehir kurarak bir daha eski yerine dönmedi. Böylece
Malatya, ad değiştirmeden, bir üçüncü defa yer değiştirdi. Malatya, Tanzimattan
sonra, yeni yerinde gelişmeye başladı. Büyük iş merkezlerinden biri durumuna
geldi. Önce Maraş’a, sonra Diyarbakır’a, Elaziz’e (Mamurretülaziz) bağlandı.
Cumhuriyetten önce mutasarrıflık; cumhuriyetten sonra il oldu.
Kaynak: Meydan Larousse